Koçgiri Katliamı’nın 105. yıldönümünde İstanbul’da anma: Tarihi bilmeden bugünü anlayamayız!

Mar 29, 2026 - 20:45
Mar 30, 2026 - 10:34
 0  6
Koçgiri Katliamı’nın 105. yıldönümünde İstanbul’da anma: Tarihi bilmeden bugünü anlayamayız!

YAŞAMI YERİNDE VE YENİDEN İNŞA HAREKETİ

Koçgiri Katliamı’nın 105. yılında İstanbul’da anma: Tarihi bilmeden bugünü anlamak mümkün değil

İSTANBUL – Demokratik Alevi Dernekleri İstanbul Şubesi tarafından Koçgiri Katliamı’nın 105. yıl dönümü dolayısıyla Gazi Cemevi’nde anma ve panel programı düzenlendi. Yoğun katılımın olduğu etkinlikte tarihsel hafıza, yüzleşme, sözlü tarih ve bugünü anlamlandırma başlıkları kapsamlı şekilde ele alındı. Program, yalnızca bir anma değil, aynı zamanda geçmişle bugünü bağlayan politik ve toplumsal bir tartışma zemini olarak öne çıktı.

Klamlar, ağıtlar ve hafızanın canlı tutulması

Etkinlik, Koçgiri’ye ilişkin klamlar ve ağıtlarla başladı. Sanatçılar İlhan Rençber ve Vedat Sarıgöl tarafından seslendirilen eserler, salonda duygusal ve kolektif bir hafıza atmosferi yarattı. Program boyunca gösterilen belgesel içerikler ve okunan ağıtlar, Koçgiri’de yaşananların yalnızca tarihsel bir olay değil, kuşaklar boyunca taşınan bir toplumsal hafıza olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Katılımcılar, ağıt kültürünün sadece bir yas dili olmadığını, aynı zamanda hafızayı diri tutan, geçmişi bugüne taşıyan ve toplumsal dayanışmayı besleyen bir kültür olduğunu vurguladı. Bu bağlamda etkinlik, hafızanın sözlü aktarım üzerinden nasıl sürdürüldüğünü de görünür kıldı.

“Koçgiri’yi bilince çıkarmadan bugünü anlamak mümkün değil”

Açılış konuşmalarında, Koçgiri’nin tarihsel bağlamının doğru okunması gerektiği güçlü biçimde ifade edildi. Katılımcılar, resmi tarih anlatılarında çoğunlukla “isyan” olarak tanımlanan Koçgiri’nin, aslında dönemin siyasal ve toplumsal koşulları içinde bir itiraz, bir hak talebi ve bir var olma mücadelesi olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Konuşmalarda özellikle şu vurgu öne çıktı: Tarihsel olayları yalnızca devlet merkezli anlatılarla değil, halkın hafızası, sözlü tarih ve yerel deneyimler üzerinden okumak, bugünü anlamak için zorunludur. Bu nedenle Koçgiri’nin doğru anlaşılması, yalnızca geçmişle ilgili bir mesele değil; aynı zamanda günümüzde yaşanan toplumsal sorunları kavramanın da anahtarı olarak değerlendirildi.

Geniş katılım ve kurumlar arası temsil

Etkinlik, farklı siyasi ve toplumsal çevrelerden katılımla dikkat çekti. Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ve DEM Parti temsilcilerinin yanı sıra, çeşitli demokratik kurum ve sivil yapıların temsilcileri de programda yer aldı. Nurhayat Altun da katılımcılar arasında bulundu.

Yaşamın Yerinde ve Yeniden İnşa Hareketi adına Mehmet Kömür ve Ahmet Güden, Maraş Elbistan Demokratik Alevi Dernekleri adına ise Zeynep Güden etkinlikte yer aldı. Katılımın çeşitliliği, Koçgiri hafızasının yalnızca yerel değil, aynı zamanda geniş bir toplumsal kesim tarafından sahiplenildiğini ortaya koydu.

Koçgiri kadınları: hafızanın taşıyıcı gücü

Programda öne çıkan başlıklardan biri de kadınların hafıza içindeki rolü oldu. Şerefnaz Altınsoy, Koçgiri kadınlarını Zarife Hanım üzerinden anlatarak, kadınların hem toplumsal hafızanın taşıyıcısı hem de dayanışma ağlarının kurucusu olduğunu vurguladı.

Altınsoy’un değerlendirmelerinde, Koçgiri’de yaşananların yalnızca bir tarihsel kırılma olmadığı, aynı zamanda kadınların yas, ağıt ve direnç pratikleri üzerinden kuşaktan kuşağa aktarılan bir hafıza sürekliliği oluşturduğu ifade edildi. Ağıtların, kadınlar aracılığıyla toplumsal belleği canlı tuttuğu ve bu belleğin bugüne kadar ulaştığı belirtildi.

Resmi anlatı, sözlü tarih ve akademik çalışmalar

Alişan Akpınar, Koçgiri üzerine uzun yıllar resmi ideolojiye yakın anlatıların etkili olduğunu, ancak son dönemde artan akademik çalışmalar ve sözlü tarih araştırmalarıyla birlikte daha dengeli ve çok yönlü bir tarih okumasının mümkün hale geldiğini ifade etti.

Akpınar, sözlü tarih ile arşiv belgeleri arasındaki farklılıkların, Koçgiri’nin tarihsel gerçekliğini anlamada tamamlayıcı unsurlar olarak ele alınması gerektiğini belirtti. Koçgiri isminin Osmanlı arşivlerinde 18. yüzyıla kadar uzandığı, bölgedeki aşiret yapılarının köklü bir geçmişe sahip olduğu ve Dersim hattı Dersim ile birlikte ele alınmasının tarihsel bütünlüğü anlamada önemli olduğu dile getirildi.

Yaşamı yerinde ve yeniden inşa perspektifi

Panelin soru-cevap bölümünde söz alan Mehmet Kömür, Koçgiri ile Maraş arasında tarihsel, toplumsal ve demografik benzerlikler bulunduğunu belirterek konuşmasına başladı. Kömür, Maraş’ın da benzer şekilde katliamlar, zorunlu göçler ve demografik mühendislik süreçlerinden geçtiğini ifade etti.

Kömür, Yaşamı Yerinde ve Yeniden İnşa Hareketi perspektifinden hareketle anma etkinliklerinin önemine dikkat çekmekle birlikte, bu tür etkinliklerin tek başına yeterli olmadığını vurguladı. Katliamların yalnızca anılan, tekrar edilen ve duygusal bir çerçevede kalan etkinliklere indirgenmemesi gerektiğini belirterek, bu tür anmaların “ağlama duvarına dönüşmemesi gerektiğini” ifade etti.

Kömür’e göre, katliamların boşa çıkarılmasının yolu yalnızca geçmişi hatırlamak değil; buna karşılık somut, üretken ve alternatif yaşam modelleri geliştirmekten geçmektedir. Bu bağlamda yaşamı yerinde kurmak ve yeniden inşa etmek, tarihsel travmalara karşı en güçlü toplumsal yanıt olarak tanımlandı.

Maraş özelinde yürütülen çalışmalara değinen Kömür, tersine göç sürecinin başladığını ve bu sürecin bölge halkı tarafından giderek daha fazla sahiplenildiğini belirtti. İnsanların yeniden kendi topraklarına dönmesiyle birlikte toplumsal bağların güçlendiğini, yerinde yaşamın yeniden canlandığını ve köklerle bağın yeniden kurulduğunu ifade etti.

Ekonomik ve ekolojik boyuta da değinen Kömür, bölgede yaklaşık 650.000 meyve ağacının (kayısı, badem, ceviz vb.) toprakla buluşturulduğunu aktardı. Bu üretim sürecinin yalnızca ekonomik bir faaliyet değil, aynı zamanda ekolojik dengeyi gözeten, toplumsal hafızayı besleyen ve yerinde yaşamı güçlendiren bir yeniden inşa pratiği olduğunu vurguladı.

Kömür konuşmasının sonunda, katliamların etkisiz hale getirilmesinin yolunun yalnızca anmak değil, yaşamı yerinde ve yeniden inşa etmek olduğunu belirtti ve katılımcılara şu soruyu yöneltti: “Bu süreçte sizler nasıl bir yol öneriyorsunuz, nasıl bir katkı sunabilirsiniz?”

Programın kapanışı

Panel, soru-cevap bölümünün ardından sanatçı Cengiz Arslan’ın seslendirdiği eserlerle sona erdi.

Beğen Beğen 0
Beğenme Beğenme 0
Sevgi Sevgi 0
Eğlenceli Eğlenceli 0
Sinirli Sinirli 0
Üzgün Üzgün 0
Vay Vay 0
Admin Yaşamı Yeniden İnşa Kooperatifi