YÜZYILI AŞAN MÜDAHALE: HAFIZA, TOPRAK VE VARLIK ÜZERİNE TARİHSEL SÜREÇ
Yaşamı Yerinde ve Yeniden İnşa Hareketi Basın Açıklaması
Malatya’nın Akçadağ, Kürecik ve Kuluncak hattında bugün yaşanan gelişmeler, yüzeyde birbirinden bağımsız projeler ve uygulamalar olarak sunulsa da, bölgenin tarihsel süreci incelendiğinde bunların parçalı değil, yüzyılı aşan bir müdahale zincirinin sürekliliği olduğu görülmektedir. Bu nedenle mevcut durum, yalnızca güncel politikalarla değil, tarihsel bir süreklilik içerisinde değerlendirilmelidir.
Bu hattın en önemli kırılma noktalarından biri 1915 sürecidir. Bu dönemde yaşanan idamlar, sürgünler ve zorunlu kopuşlar, yalnızca demografik yapıyı değiştirmekle kalmamış; aynı zamanda halkın toprakla, inançla ve hafızayla kurduğu bağın koparılmasına yönelik bir sürecin başlangıcını oluşturmuştur. Tarihsel olarak bu coğrafyada Kürtlerin, Alevilerin ve “ötekileştirilen” toplumsal kesimlerin yerinden edilmesiyle birlikte, demografik yapının sistematik biçimde dönüştürülmesine zemin hazırlanmış; bu süreç farklı dönemlerde çeşitli araçlar üzerinden yeniden üretilmiştir.
1915 sonrasında da kesintiye uğramayan bu yönelim, ekonomik baskılar, güvenlik politikaları, sosyal dışlama pratikleri ve idari düzenlemelerle devam etmiş; köyler boşalmış, yaylalar terk edilmiş ve yaşam alanları giderek insansızlaşmıştır. Böylece yalnızca fiziki bir boşalma değil, aynı zamanda toplumsal hafızanın zayıflatıldığı ve köklerle bağın koparıldığı bir dönüşüm süreci derinleşmiştir. Bu çerçevede yaşananlar, doğal bir göç hareketinden ziyade, demografik mühendislik olarak tarif edilebilecek bir yönelimin sürekliliğine işaret etmektedir.
Bölgenin zaman içerisinde askeri-stratejik bir alan haline gelmesi de dikkat çekmektedir. Özellikle Kürecik’te kurulan radar üssü ile birlikte bu hattın küresel askeri dengeler içinde bir konum kazandığı görülmektedir. Bu durum, yerel halk açısından yalnızca bugünü değil, geleceği de etkileyen bir belirsizlik ve tedirginlik hali yaratmaktadır.
Sahada halkla temas halinde bulunan gazeteci ve televizyon yapımcısı Mustafa Kızılöz’ün aktardıkları da bu tedirginliğin boyutlarını ortaya koymaktadır. Kızılöz’ün gözlemleri ve bölge halkıyla yaptığı görüşmeler, özellikle ABD ve İsrail’in İran’a yönelik politikaları bağlamında Kürecik’teki askeri varlığın bölgeyi potansiyel bir gerilim hattına dönüştürebileceği yönündeki kaygıları gündeme taşımaktadır. Bu kaygıların yalnızca askeri değil; sosyal, psikolojik ve toplumsal etkileri olan çok boyutlu bir güvensizlik ortamına işaret ettiği ifade edilmektedir.
Öte yandan, coğrafyada yalnızca askeri ve politik süreçler değil, aynı zamanda hafızaya yönelik müdahaleler de dikkat çekmektedir. Köylerin, yaylaların ve kutsal alanların gölet ve benzeri projeler kapsamında sular altında bırakılmak istenmesi, fiziksel dönüşümün ötesinde tarihsel ve kültürel izlerin ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir. Bu alanlar, yalnızca yaşam mekânları değil; aynı zamanda toplumsal hafızanın, inancın ve kültürel sürekliliğin taşıyıcıları olarak görülmektedir.
Son dönemde Kuluncak ve çevresinde artan maden faaliyetleri ise sürecin ekolojik boyutunu gündeme taşımaktadır. Maden ocaklarının genişletilmesi ve üretim kapasitesinin artırılması, toprağın, suyun ve doğal yaşamın sürdürülebilirliğini tehdit etmekte; bölgedeki ekosistem üzerinde kalıcı etkiler yaratma riski taşımaktadır.
Bu noktada özellikle vurgulanması gereken temel husus şudur: Meselenin özü yalnızca hangi firmanın ya da hangi şirketin faaliyet yürüttüğü değildir. Bizim için en önemli mesele zihniyet sorunudur. Kuşkusuz firmalar, bireyler ve kurumlar değişse de, bu coğrafyada sürdürülen yaklaşımın ve hedeflenen yönelimin aynı olduğu unutulmamalıdır. Dolayısıyla tartışılması gereken, isimlerden bağımsız olarak bu süreklilik arz eden zihniyetin kendisidir.
Her ne kadar Maraş pilot bölge olarak seçilmiş olsa da, bu yaklaşım yalnızca tek bir coğrafyaya indirgenmiş bir çalışma değildir. Tüm coğrafyalarda yürütülen savaş, göç ve demografik mühendislik politikaları sonucunda yerinden edilmiş halkların, ata yadigârı topraklarında yeniden yaşam kurmasını esas alan bir perspektif benimsenmektedir. Bu anlamda Malatya–Kürecik–Kuluncak hattı da aynı politikaların ve müdahalelerin etkisi altında bulunan coğrafyalardan biri olarak değerlendirilmektedir. Özellikle bu coğrafyanın Kürt Alevi hafızası olduğu unutulmamalıdır; bu hafıza, tarihsel olarak Kürtlerin, Alevilerin ve ötekileştirilen toplulukların varlığının, inancının ve kültürel sürekliliğinin taşıyıcısıdır. Bu nedenle geçmişten günümüze bu coğrafyada yürütülen süreçler, demografik yapının dönüştürülmesi, yerinden etmeler ve toplumsal hafızanın zayıflatılmasıyla birlikte ilerleyen bütünlüklü bir müdahale hattı olarak okunmaktadır.
Yaşamı Yerinde ve Yeniden İnşa Hareketi, bu çerçevede yalnızca belirli bir bölgeyi değil; yerinden edilmiş tüm halkların kendi topraklarında, kendi değerleriyle ve kendi hafızalarıyla yeniden yaşam kurmasını hedefleyen bütüncül bir yaklaşımı savunmaktadır. Bu yaklaşım; göç yerine yerinde yaşamı, insansızlaştırma yerine yeniden toplumsallaşmayı, hafıza kaybı yerine hafızayla yeniden buluşmayı ve ekolojik yıkım yerine doğayla uyumlu yaşamı esas almaktadır.
Bölgedeki mevcut tartışmaların merkezinde yer alan temel çağrı ise; yaşam alanlarını tehdit eden uygulamaların durdurulması, doğal ve kültürel alanların korunması ve bölgenin askeri-stratejik gerilimlerin bir parçası haline getirilmemesidir.
Yaşamı Yerinde ve Yeniden İnşa Hareketi
Not: Görseller gazeteci Mustafa Kızılöz.
Beğen
0
Beğenme
0
Sevgi
0
Eğlenceli
0
Sinirli
0
Üzgün
0
Vay
0
